Basında "Mülteciyim Hemşerim" · Genel · Haber ve Duyurular

Basın Toplantımızın Ardından Yerli ve Yabancı Basında Çıkan Haberler

21 Mayıs Cumartesi günü “Komşuma Dokunma!” başlığıyla gerçekleştirdiğimiz basın toplantısına ilişkin çıkan haberlerden bazıları:

Mülteci Hakları Savunucuları: Komşuma Dokunma

İSTANBUL (DİHA) – Mülteci hakları savunucuları, Beyoğlu Tarlabaşı’nda Suriyelilerin oturdukları evlere yapılan polis baskınlarında 22 mültecinin gözaltına alınmasına “Komşuma dokunma” diyerek tepki gösterdi.

Mültecilerin haklarına ilişkin çalışma yürüten 21 kurum, Beyoğlu Tarlabaşı’nda bulunan evlerine 10 Mayıs’ta yapılan polis baskınlarında 22 Suriyeli mültecinin gözaltına alınıp Osmaniye’ye gönderilmesine ve mültecilerin durumuna dikkat çekmek için İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi. Toplantıya 21 kurumdan, “Mülteciyim Hemşehrim” Dayanışma Ağı’ndan Soner Çalış, İHD Çocuk Hakları Komisyonu’ndan Mehmet Şiar, Göçmen Dayanışma Mutfağı’ndan Elçin Turan ve Şerif Aras Doğruel ile Göçmen Dayanışma Ağı’ndan Recep Altın katıldı.

“Mülteciyim Hemşehrim” Dayanışma Ağı’ndan Soner Çalış, yaşanan savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan Suriyelilerin üzerinde yoğun bir baskı olduğunu ifade etti. Çalış, yapılan gözaltı operasyonuna ise “Onlar bizim komşularımız. Biz onlarla yan yana yaşıyoruz. Tarlabaşı’nda evlere yapılan polis baskınlarını asla kabul etmiyoruz. İnsanları temizliyoruz anlayışı ile yaşadığımız yerlerden söküp alamazsınız. Onlar bizim komşularımız ve komşuma dokunma” sözleriyle tepki gösterdi.

‘Endişeliyiz!’

Göçmen Dayanışma Ağı’ndan Recep Altın da, ailelerinden 22 mültecinin gözaltına alındıktan sonra Osmaniye’deki Düziçi Kampı’na gönderildiklerini öğrendiklerini belirtti. Girişlerin yasak olduğu o kamplarda neler olduğunu bilmediklerini dile getiren Altın, “Bizler bu kampların güvenli olmadığını düşünüyoruz ve çok endişeliyiz” diye konuştu.

‘Türkiye imaj çalışması yapıyor’

Altın’ın ardından sivil toplum örgütleri adına ortak basına açıklamasını Göçmen Dayanışma Mutfağı’ndan Elçin Turan okudu.

İstanbul’da mültecilerin evlerine yapılan baskınların 23 Mayıs’ta İstanbul’da yapılacak Dünya İnsani Zirvesi’nin hemen öncesinde yapılmasına dikkat çeken Turan, bu tür baskınların kentleri mültecilerden “arındırma” ve “imaj temizliği” amacıyla yapıldığını söyledi.

Ülkelerindeki savaş nedeniyle Türkiye’ye gelmek zorunda kalan Suriyelilere mülteci statüsü tanınmamasını da eleştiren Turan, ‘Geri Kabul Anlaşması’ ile birlikte ortaya çıkan durumun, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni ve temel insan hakları değerlerini ayaklar altına aldığını vurguladı.

Turan, mültecilerin kamplarda alıkonmasının başlı başına bir insanlık suçu olduğunu da ifade ederek, şunları söyledi: “Birçok merkez ve kamp ailelere, avukatlara milletvekillerine ve insan hakları örgütlerine dahi kapalı tutuluyor. Cezaevi koşullarını dahi aşan bu uygulama dahilinde mültecilere dair talep edilen en basit bilgi bile adeta devlet sırrı gibi saklandığından, sivil toplum geri gönderme merkezlerinde ve kamplarda yaşananlar hakkında hiçbir şekilde bilgi edinemiyor. Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ndeki koşullar ya da Nizip’te son yaşanan ve Başbakanlığa bağlı AFAD tarafından da kabul edilen toplu cinsel istismar gibi vahşet haberlerinden durumun vahim olabileceğine dair ipuçlarını görebiliyoruz.”

‘Komşuma dokunma’

Tarlabaşı’ndan alınarak kampa tutsak tutulan komşularının derhal serbest bırakılmasını isteyen Turan, “Komşularımızın özellikle kadın ve çocuklar için güvenli olmayan bu kamplara gönderilmelerine karşı çıkıyoruz. Bu insan haklarına aykırı çok meşruiyeti olmayan bu hukuksuz uygulamanın son bulmasını talep ediyoruz. Komşuma dokunma diyoruz” diye konuştu.

(ek-sde/çk/öç)

http://dicle-haber.xyz/tr/news/content/view/517464?page=4&from=2975960978

DİHA Muhabiri Evrim Kepenek ile yaptığımız röportaj

Dünya İnsani Yardım Zirvesi sizce çözüm müdür?

Beş yıl sonra hala insani yardımı konuşmak bundan önceki bütün yıkımın üstünü kapatmaya çalışmaktır. Barış eksenli bir çözüm hattının ortaya konması bugünün koşullarında elzem olandır. Diğer yandan bir mülteci politikası olmadığından insan hakları krizine, küresel krize dönmüş bir durum var. Çok fazla insan hakları ihalleri yaşanıyor. Dolayısıyla bizce bu ihlallerin önünü açabilecek bu tip uluslararası zirveler yerine savaşın ve şiddetin bir an önce durdurulması yönünde politik kararlar alınmalı ve uluslararası uygulamalar hayata geçirilmelidir. Barış tesis edilinceye kadar da Suriyeli mültecilerin insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürmelerinin koşullarının sağlanması gerekir.

Evlerinden zorla alınarak kampa götürülen ailelerden biriyle yaptığımız telefon görüşmesinde bir aile üyesinin söylediği gibi “Özgür canlı ile tutsak canlı bir olur mu?”

Mülteci haklarına odaklanan uluslararası mevzuatlar ne yazık ki çok hantal işliyor. Bir süre önce hızlı kabul sistemine geçilmiş olmasına rağmen buralarda adil ve objektif değerlendirmeler yapılmadığı için mülteciler ülkelerine geri gönderildiler ve orada öldürülenler ve işkence görenler oldu. Dolayısıyla geri kabul anlaşması gibi anlaşmalar mülteciler için hayatta kalmayı, hayata yeniden tutunmayı zorlaştıran ve mülteciler açısından belirsizliği derinleştiren düzenlemelerdir.

Biz bu İnsani Yardım Zirevesi’nin çözüm olacağını düşünmüyoruz çünkü bu zirvenin, Suriye’deki savaşın oluşturduğu durum karşısında meşruiyetlerini kaybeden devletlerin meşruluklarını yeniden kurma ve bunu kazanıma dönüştürme çabasından ibaret olduğu kanısındayız. Ayrıca, zirvenin kendisi ve katılımcıları mültecilerden çok daha fazla öne çıkmış ve onları billboard imajlarına indirgiyor. Bu teatral durum mültecileri ve onların yaşadıkları sorunları görünmez kılıyor.

Öte yandan, bizce insani yardım sözü veren böyle bir zirvenin düzenleniyor olması, bu yardımı gerekli kılan savaş durumunu normalleştiriyor ve bu zirveyi gerçekleştiren büyük güçlerin de savaş ısrarlarından vazgeçmediklerinin emaresi olarak karşımızda duruyor.

Bizse ancak barışın kesin çözüm olabileceğini düşünüyoruz.

Sizce çözüm ne?

Biz Dayanışmalar Kolektifi olarak sınırsız, sınıfsız, ulussuz, sürgünsüz bir dünya tahayyül ediyoruz.

Bizce çözüm halkların birlikte yaşadığı mahallelerden başlıyor. Bu zirve ise konuyu makro düzeyde ele alıyor. Oysa bizler sokaktayız ve komşularımızla dayanışma ve barış içinde yaşamanın tek çözüm olduğuna inanıyoruz. Bizler göçmen ve mltecilerin yoğun olarak yaşadığı mahallelerde birlikte yemekler yapıp birlikte yiyoruz, birbirimizin dillerini öğreniyoruz, hastaneye beraber gidiyoruz, okulda derslerimizi birlikte yapıyoruz, birlikte oyun oynuyoruz, aynı atölyelerde çalışıyoruz, yoksulluğumuzu, neşemizi paylaşıyoruz, gündelik hayatı birlikte kuruyoruz. Yani bizler çözümü birlikte yaşam değerlerini ve komşuluk ilişkilerini yeniden inşa etmekte görüyoruz. Hukuksuz uygulamalara ve temel insan hakları ihlallerine gündelik hayatlarımızdan, mahallelerimizden başlayarak karşı çıkıyoruz.

Tam da bu yüzden bizler Dayanışmalar Kolektifi olarak herkesi “Komşuma Dokunma” sözünü sahiplenmeye ve kendi mahallesiden başlayarak bu dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz.

Turkse Politie Deporteert Syriërs Vanwege Bedelen

De onopvallende witte busjes stoppen dinsdagochtend vroeg rond zes uur voor twee haveloze panden in de wijk Tarlabasi in Istanbul. Het begint net licht te worden als politiemannen met mondkapjes voor en steriele handschoenen aan de trappen oprennen. Al snel is het gehuil te horen van wakker geschrokken kinderen. Vier Syrische gezinnen, acht volwassenen en veertien kinderen, worden die ochtend door de politie weggevoerd en naar een kamp in het zuidoosten van Turkije overgebracht.

Door: Kees Elenbaas 23 mei 2016, 02:00

Op amateurbeelden die kort na de ontruiming opduiken, waarschijnlijk gemaakt door de politie zelf, is te zien dat de hele operatie betrekkelijk rustig verloopt. De volwassenen zijn door de overmacht aan politie duidelijk in shock, de kinderen zijn bang. Een man kijkt wanhopig in het rond terwijl hij een onbedaarlijk huilend kindje in zijn armen houdt. Hij wordt met zachte dwang in een van de bestelbusjes geduwd. De volwassenen dragen een paar plastic tasjes met inderhaast bij elkaar geraapte spullen.

In rep en roer

De rest van de buurt is al snel in rep en roer door het oppakken van de vier gezinnen. In dezelfde straat wonen nog meer Syrische families en sommigen hebben in de buurt een illegaal winkeltje of een eethuisje met nostalgische namen als ‘Old Damascus’. Enkele buurtbewoners hebben via een mobiele telefoon nog contact met een van de mannen die zijn weggevoerd.

Anderhalve dag later meldt hij dat de hele groep is overgebracht naar het Duzici-kamp in Osmaniye, ruim duizend kilometer van Istanbul in het zuidoosten van het land. Hij vertelt dat de Syriërs in het kamp worden verdeeld in twee groepen, degenen die in Turkije willen blijven en sommigen die ervoor kiezen terug te gaan Syrië.

Dat is het laatste wat het buurtcomité komsumadokunma (blijf van mijn buren af) nog van hem hoort. Dat zorgt in de buurt voor opvang en begeleiding van Syrische kinderen, maar dat lijkt voorlopig niet meer nodig. Binnen een paar dagen zijn de meeste kinderen verdwenen. Veel Syrische families wachten verdere ontwikkelingen niet af en zoeken een goed heenkomen in de buitenwijken van Istanbul.

Deportatie

De deportatie van de vier gezinnen uit Tarlabasi staat niet op zichzelf. Begin mei meldt het Turkse persbureau DHA het oppakken op één dag van 230 bedelende Syrische kinderen door de jeugdafdeling van de politie in de stad Adana. De kinderen van wie de ouders niet gevonden konden worden, zijn naar een opvangkamp in het nabijgelegen Osmaniye gebracht. DHA voegt er nog aan toe dat uit onderzoek van Unicef blijkt dat 73 procent van de Syrische kinderen in Turkije niet naar school gaat. In plaats daarvan worden ze aan het werk gezet in fabriekjes en ateliers of de straat opgestuurd op te bedelen.

Eind december berichtte het persbureau Reuters ook uitvoerig over het oppakken van twee Syrische gezinnen met kinderen. Zij werden eerst tijdelijk ondergebracht in een opvangkamp in wijk Pendik, een buitenwijk in het oosten van Istanbul. Ooggetuigen meldden dat er twee busladingen per week in Pendik arriveren. Na verloop van tijd worden ook deze Syriërs naar het Duzici-kamp in Osmaniye gebracht.

Hulporganisaties en mensenrechtengroepen zoals Amnesty International bevestigen dat de Turkse autoriteiten honderden Syrische vluchtelingen oppakken – soms uit hun huizen, soms direct van de straat – en ze naar opvangkampen sturen in het oosten van het land. Dat resulteert volgens Amnesty soms ook in het deporteren van vluchtelingen terug naar Syrië. Maar het is voor alle hulporganisaties moeilijk vast te stellen om welke gevallen en om welke aantallen het gaat, omdat ze vaak pas achteraf via derden op de hoogte worden gesteld.

Criminaliteit

De Turkse autoriteiten bleven tot nu toe hardnekkig ontkennen dat er vluchtelingen worden opgepakt of ze hielden vol dat het om Syriërs ging die banden hebben met criminele organisaties. Maar de gouverneur van Istanbul, Vasip Sahin, liet afgelopen week tegenover verschillende Turkse media een ander geluid horen. Hij sprak geruchten tegen dat de criminaliteit in de stad is gestegen door de komst van de Syriërs. Er wonen nu zo’n half miljoen Syriërs in Istanbul maar het aantal dat een overtreding begaat is volgens Sahin niet hoger dan vijf- tot tienduizend. De gouverneur gaf wel toe dat er een project is begonnen om het centrum van de stad veiliger en schoner te maken en dat daarin geen plaats is voor bedelaars. ‘Als vluchtelingen doorgaan met bedelen, zullen ze met hun families naar kampen worden gebracht’, aldus Sahin.

Maar volgens advocate Gulsim Karacan kan dat helemaal niet volgens de huidige Turkse wetgeving. Zij is lid van de hulporganisatie Halklarin Koprusu (Brug tussen mensen/volkeren) en zet zich met een groep advocaten in voor de rechten van vluchtelingen. ‘Bedelen mag niet, maar het is een overtreding en geen misdaad. Het kan hooguit bestraft worden met een boete. Maar mensen daarom oppakken of deporteren is volstrekt niet legaal.’

Karacan wijst erop dat er een speciale wet is gemaakt voor Syriërs, die gedeporteerd kunnen worden als ze een misdaad hebben begaan. Maar daar moet eerst een rechterlijke uitspraak aan voorafgaan en ze hebben altijd recht op een advocaat. Bovendien kunnen ze niet worden teruggestuurd naar een land in oorlog, dus niet naar Syrië.

Het is voor Karacan en haar collega-advocaten uitermate frustrerend dat ook zij meestal pas achteraf over de gevallen van deportatie horen. Dan is het vaak te laat en hebben Syriërs soms al zonder het te beseffen een krabbel gezet onder een Turks formulier, waarbij ze instemmen met vrijwillige terugkeer naar Syrië.

http://www.volkskrant.nl/buitenland/turkse-politie-deporteert-syriers-vanwege-bedelen~a4305678/

Diğer Haberler

http://www.soldefter.com/2016/05/22/komsuma-dokunma/

http://ilerihaber.org/icerik/dunya-insani-zirvesi-oncesi-istanbulda-multeci-temizligi-54546.html

http://t24.com.tr/haber/gocmen-dayanisma-mutfagindan-cagri-multeciler-evlerinden-zorla-alinip-kamplara-goturulmesin,341235

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s