Davet/Call

mhda_kapak-2

(Please scroll down for English)

Bildiğiniz gibi ülkemizde farklı ülkelerden çok sayıda göçmen/sığınmacı/mülteci var. Son dört yıldır yaşanan savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan Suriyeliler ise mültecilerin yaşadıkları sorunları çok daha görünür kılmış durumda. Ortadoğu coğrafyasındaki savaşın gidişatı ve yaşanan yıkım, mültecilerin uzunca bir süre daha ülkemizde kalacağının, önemli bir kısmının geri dönemeyeceğinin, hatta önümüzdeki 3-4 yıl içerisinde ülkemize yönelik insan hareketliliğinin artacağının ve çeşitleneceğinin de sinyallerini veriyor.

Göç sürecinde atlattıkları onca insanlık dışı hale ilaveten, Suriyelilerin ülkemizde yaşadıkları da bir o kadar can yakıcı… Tarihi, göçmenlikle, sığınmacılıkla, muhacirlikle dolu bir ülkenin insanlarının sadece birbirine değil bütün insanlık değerlerine ne kadar yabancılaştığını, acı sonuçlarıyla birlikte, her gün görüyoruz. Hak ihlalleri yapıyoruz; en berbat evleri Suriyelilere akıl almayacak bedellerle kiralıyoruz; uzun zaman sonra gelen çalışma iznine rağmen uygulamadaki sorunlar nedeniyle hala kaçak çalışmaya mecbur bırakıyor, zorla buldukları işlerdeki -özellikle çocukların- çalışma şartlarını insanlık dışı tutuyoruz; eğitim olanağı sunsak dahi okula kayıtlarda keyfiyen farklı uygulamalara gidiyoruz; tercüman yetersizliği nedeniyle sağlık sorunlarını doğru ifade etmelerine izin vermiyor, özel tedavi gerektiren hastalıklarına çözüm bulmuyoruz; ayrımcılığı, nefreti, şiddeti yükseltiyoruz; yetişkiniyle, kadınıyla, çocuğuyla kurduğumuz ve hepimizin biraz da duymaktan kaçındığı ilişki biçimlerinde hızla çürüyoruz… Geçen her gün, kış günü çıplak ayakla selpak satan çocuklara alışıyoruz, bu görüntüyü normalleştiriyoruz, hatta çaresizliklerini düşünmeden analarına-babalarına kızmayı erdem sayıyoruz. Diğer yandan, bu gidişe bir dur demek isteyen, çözüm geliştirmek adına elinden geleni yapmaya çalışan bireyler ve kurumlar ise bu çabayı nasıl ve ne kadar sürdürebileceğinin endişesine kapılmış durumda.

Meseleye hem toplumun içinde yaşadığı tahribat hem de mültecilerin gündelik hayatta yaşadıkları sorunlar çerçevesinden bakınca, yapmayı murat ettiğimiz aslında birlikte hareket eden, toplumsal bir “kendine gelme” edimi… Bu şekilde mültecilere dair meselenin kabaca tasnif edebileceğimiz çözümlerine odaklanırken, bir yandan da birlikte yaşamanın asgari koşullarının oluşabileceğini düşünüyoruz.

Nedir bu odaklanabileceğimiz konular?

  1. Mültecilerin gündelik hayatlarını sürdürmeleri konusunda dayanışma göstermek…
  • Barınma ihtiyacının giderilmesine destek olmak,
  • İhtiyaca göre acil durumdaki mültecilere gıda, giyim, ev eşyası vb. malzemelerin teminini sağlamak,
  • Sağlık-eğitim hizmetlerine erişimde kolaylaştırıcı olmak,
  • İnsani şartlarda çalışma olanaklarını zorlamak,
  • Türkçe öğretme, psikolojik destek, sağlık taraması, okul öncesi eğitim vb. uzmanlık hizmetlerini sunmak ya da bu hizmetlere erişmelerini kolaylaştırmak…
  1. Mültecilerin zaten sınırlı olan yasal haklarını ve bunları nasıl kullanacaklarını bilmelerini sağlamak…
  2. Kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin sorumluluk alanlarına mültecileri de dahil ederek sosyal, iktisadi, kültürel, kentsel vb. politika geliştirmelerini sağlamak…
  3. Gerek iç hukukun, gerekse uluslararası hukukun göçmenler, sığınmacılar ve mülteciler lehine geliştirilmesi için çalışmak…

Bu meseleler çeşitlenebilir, içleri farklı şekillerde doldurulabilir. Yıllardır çeşitli sivil inisiyatifler ve dernekler/vakıflar ana eksende bu meseleler üzerinden çalışılıyor ve çözümlerine yönelik yavaş da olsa yol alınıyor. “Mülteciyim Hemşerim” Dayanışma Ağı bu meseleleri tam da yaşamın içerisine sokarak, mahalleler ve mahallelerde yaşayan topluluklar üzerinden ele almak suretiyle gelecekte kaçınılmaz görülen birlikte yaşama hallerini kurmaya odaklanmış, diğer tüm ortaklarıyla da işbirliği içinde çalışmayı hedefleyen bir dayanışma girişimi. Bu girişimin ülkemizde hali hazırda sürmekte olan çoğu kıymetli, ders alınması, elden geldiğince desteklenmesi gereken faaliyetlerden farkı, mahalleler üzerinden kurulması; dolayısıyla “komşuluk-dayanışma” halini çoğaltma ve kısa süre içerisinde gündemi işgal edeceğini düşündüğümüz “mülteci ve hemşeri olma” meselelerine yaptığı vurgu…

İlgili mahallelerin, yıllardır tanıdığımız ve zaman zaman birlikte çalıştığımız kendi mahalle dernekleri üzerinden, tek tek ev ziyaretleri yaparak mahallelerindeki ihtiyaç sahibi Suriyeli mültecilerle birlikte kendi ihtiyaç sahibi Türkiyeli komşularını da belirlemesini; mahalle içerisinde geliştirdikleri bir kampanya ile tek tek belirledikleri ihtiyaçları Türkiyeli-Suriyeli ayrımı yapmaksızın karşılamaya çalışmasını; yetişemedikleri noktada, içerisinde Suriyeli yaşamayan ama dayanışma ağını destekleyen diğer mahallelerin devreye girmesini; üniversiteler, sivil toplum kuruluşları vb. kurum ve kuruluşların da buralarda oluşan birebir ihtiyaçlara çözüm geliştirmekte kolaylaştırıcı ve aracı olmalarını hedefliyoruz. Bu şekilde mahalle içerisinde dayanışma ve birlikte yaşama pratiklerinin artacağını, Suriyeli mültecilerin kendilerini komşu ve hemşeri saymaya başlayacağını, bu arada mahalle içi Türkiyeli ihtiyaç sahiplerinin de bu dayanışma içerisinde sorunlarının çözülebileceğini/azalabileceğini düşünüyoruz.

İçerisine mültecilerin de taşındığı Küçükçekmece/Yarımburgaz; Avcılar/Tahtakale; Başakşehir/Altınşehir, Şahintepe, Güvercintepe; Şişli/Okmeydanı-Mahmut Şevket Paşa ve Bağcılar/Demirkapı Mahallelerinde tespit çalışmaları ve bize umut vaat eden dayanışma faaliyetleri başlamış durumda. Yine bir dizi mahalle, kendi içerisinde Suriyeli mülteci yaşamasa da ihtiyaç sahibi komşularını belirlemek ve diğer mahallelere destek vermek üzere çalışmalarını başlattı. Bir kısım kamu ve özel kurum ve kuruluş da bu ağa desteklerini, henüz sözlü olarak da olsa, açıklamış durumda.

Bu ağın, gönüllü emek; ihtiyaç malzemeleri dayanışması; hukuki, eğitimsel, tıbbi, psikolojik, sanatsal, mimari vb. çeşitli uzmanlık hizmetlerini sağlama; bilimsel ve entelektüel çalışma ve talep üretme gibi şekillerde kurulabilecek dayanışma kapasiteleri üzerinden genişleme ihtiyacı açık. Bu çerçevede, dayanışma ağının bir parçası olmak üzere adım atmak ve/veya detaylı bilgi edinmek; tespit ettiğimiz öncelikli ihtiyaç malzemelerini öğrenmek; evinizde fazla olan malzeme ve eşyayı paylaşmak; zaman zaman çağrılarına çıktığımız kampanyalara destek yollarını öğrenmek; bizimle birlikte sahada olmak, tespit çalışmalarına katılmak; kurduğumuz Çocuk Eğitim ve Oyun Alanlarında çocuklarla birlikte vakit geçirmek; her türlü fikir ve önerinizi paylaşmak isterseniz lütfen multeciyimhemserim@gmail.com adresine bir e-posta gönderiniz.

Birlikte Yaşama Umuduyla,
“Mülteciyim Hemşerim” Dayanışma Ağı

Call for Solidarity

As it is well known, Turkey has witnessed a large flow of migrants/refugees/asylum seekers during the last couple of years, which resulted in a growing body of imbricated problems the latter are facing. Syrians, who were forced to leave their country in order to escape war, increased the visibility of these problems. The scale and scope of the violence and the destruction that have recently marked the Middle-Eastern region is a clear indication that refugees will have to stay for longer periods in Turkey, that their majority will never return home, and that human mobility towards Turkey will keep expanding within the incoming years.

In addition to all the difficulties refugees have to face en-route, the life that expects them in Turkey is no more comforting. Unfortunately we are regular witnesses of the increasing estrangement, and of its terrible results, that mark the (non-)relation between these newcomers and the people of a country whose history and geography have been molded in the hands of migrants, refugees and muhajirs. All rights become easily abusable in the case of refugees: Destitute houses rent for exorbitant prices; even after the approval of the long due work permit, refugees are still forced to illicit and/or informal work; their working conditions -and especially those of child labor- remain largely inhumane; arbitrary treatment prevent children from going to school; language barriers hinder the diagnosis and treatment of medical conditions, especially in the case of specialized needs; discrimination and hate crimes come hand in hand with violence. We try to avoid their sight, not to hear their story, which stands as a testimony of the corrupt web of relationships in which they find themselves trapped. Or we get used to the crowds of barefoot children selling Kleenex on the streets, normalize their poverty, resorting to blaming their families. Still many others, who try to be of help, face the dark uncertainty about how -and how long- they can maintain such efforts.

What we do propose here is to take joint action – in a way it is a collective “wake up”, whereby not only possible solutions to refugees’ problems may be determined and eventually approached, but also a collective imagination as to how we can live together may flourish.

So where to start? What can be done?
How can we stand by the migrants in their attempts to survive everyday life?

Here is a tentative list:

  • We can provide housing support;
  • Depending on urgent necessities, we can provide food, clothes, household goods or similar items, or help their collection and distributions;
  • We can support refugees in learning Turkish;
  • We can provide psychological support, or other specialized services such as medical screening, pre-school education etc. or help refugees reach all sorts of health services and education via other public or private institutions;
  • We can demand and insist on fair and equal working conditions;
  • We can help them get a thorough understanding on which kinds of rights they are granted and how they can use these rights;
  • We can incite public institutions and local/municipal authorities to include refugees in their policies so that citywide action can be taken on social, economic, cultural issues;
  • We can work for the amelioration of international and domestic law for the benefit of refugees…

These headings may multiply and diversify, or may be adjusted and adapted. Many civil initiatives, foundations and associations have been working on one or several issues in this context, and succeeded in moving forward, even if slowly and with difficulty. Their efforts are certainly invaluable, teaching in many ways and deserve full support. On the other hand, the solidarity network that we are trying to build differs in its scope, as it is based on neighborhood organizations. It attempts to address the above issues as part of the everyday life in neighborhoods, and through various refugee and non-refugee groups that reside in them, in order to construct opportunities of common and collective living that seem to us indispensible when the current and probable future situation is considered. It thus aims at promoting solidarity among neighbors and underlines the position of refugees as fellow townspeople of the “hosting” population.

Our solidarity network thus started in neighborhoods, which we have been familiar with for years. We asked the neighborhood organizations to visit households, to determine needs and meet them through campaigns organized within the neighborhood – for all families, refugee/migrant and non-refugee/migrant, already in Turkey or coming from Syria alike. Neighborhood organizations were encouraged to ask for the solidarity and help of other neighborhoods when necessary and universities, NGOs and other institutions/groups were called to intervene either as intermediaries, or in the case of specific problems. We continue to believe that solidarity and collective living will be enhanced as such, that the Syrian refugees will eventually start to consider themselves as genuine neighbors, and that non-refugees’ needs will also be met or minimized as part of this collective endeavor.

Up to now, the following locations (all in Istanbul) have come to the forefront as promising sites of neighborhood solidarity with Syrian refugees: Yarımburgaz (in Küçükçekmece); Tahtakale (in Avcılar); Altınşehir, Şahintepe, Güvercintepe (all in Başakşehir); Okmeydanı-Mahmut Şevket Paşa (in Şişli) and Demirkapı (in Bağcılar). Another group of neighborhood organizations is already working to identify the needs of their members, although they have not been targets of international migration up to now. Last but not least, a range of public and private institutions, and different groups of university students have already provided generous support.

But this also indicates that further support is and will be needed – volunteering; provision of basic needs; provision of specialized services, such as legal, educational, medical, psychological support; support in artistic, architectural or scientific activities; intellectual support especially in formulating demands etc. will remain among abiding needs, at least in the near future. You may learn about changing primary needs, share parts of what you have and find excessive, visit the neighborhoods with us, visit refugee families, spend time with their children in educational spaces and playing grounds etc. If you wish to be further informed about our work, feel that you may contribute in any way (stated here or not), or share your ideas and suggestions please e-mail us at multeciyimhemserim@gmail.com.

With the hope of living together,
“Refugees, We Are, Neighbours” Solidarity Network

Reklamlar